ANASAYFA SİTEDE ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM

BİLGİLENDİRME:

Elbette altta ki isimlerin hepsini bir tutmuyoruz. Reddiye ve tenkit edilenleri bir kategori altında topladığımız için böyle uygun gördük.

HABER ARA


Gelişmiş Arama

GALERY

EN ÇOK OKUNANLAR

SİTEMİZE ZİYARETLER!

       

EHL-İ SÜNNET ve AKİDESİ

Allah Teâlâ ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:

‘’Doğru yol kendisine apaçık belli olduktan sonra, Peygamberden ayrılıp, inananların yolundan başkasına uyan kimseyi, döndüğü yöne döndürür ve onu cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!’’[1]

Allah Teâlâ bir başka ayet-i celile de ise:

‘’Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.’’ [2]

Görüldüğü gibi Yüce Allah "kendi yolunu: sırat ve sebil" tekil olarak zikrederken, ona muhalif olan"yolları: es-subul" çoğul olarak zikretmiştir.

İbn Mes’ud (r.a.) dedi ki:

Rasûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) önümüze bir çizgi çizdi ve: "Bu, Allah’ın yoludur." dedi.

Sonra o çizginin sağında ve solunda bir takım çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu:

"Bunlar da değişik bir takım yollardır. Bu yolların her birisinin başında ona davet eden bir şeytan vardır."

Daha sonra Yüce Allah’ın: ‘’Bu, dosdoğru olan yoluma uyun. Sizi Allah yolundan ayrı düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır.’’ buyruğunu okudu.  [3]

 

İşte buradan şunu anlıyoruz: Kulun Rabbinden dosdoğru yola iletilmeyi istemesi her türlü zorunlu ihtiyacın da üstündedir. Bundan dolayı Yüce Allah namazda her bir rek’atte Fatiha’yı okumayı teşri’ buyurmuştur. Bu Fatiha’nın okunması, bu husustaki ilim adamlarının farklı görüşlerine göre ya farz ya da vacib’tir. Buna sebep kulun bu çok değerli, en üstün ve en şerefli ihtiyacı kapsayan böyle bir duaya muhtaç oluşudur. Yüce Allah bize: "Bizi dosdoğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğramışlarınkine de, sapıklarınkine de değil" [4] diye dua etmeyi emretmiştir. [5]

 

Allah Rasülü (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; birisi hariç diğer hepsi Cehennem’de olacak”

Oradakiler, hayretle: “O kurtulacak grup hangisidir Ya Rasülallah” diye sordular,

Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem): “Benim ve Ashabımın yolunda olanlar” [6] buyurdu.

Bu kurtulan fırkaya “Fırka-i Naciye” denir. Bu fırkanın bir diğer ismi “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat” fırkasıdır. Rasulullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) inanç, ibadet, ahlak ve yaşantı olarak kurtuluşun cemaate tabi olmakta ve İslam’ı cemaat halinde yaşamakta bulunduğunu belirtmiştir. [7]

Ehl-i sünnet inancı, Yüce Allah’a kulluğun ve dostluğun temel şartıdır. Kurtuluş ondadır. Cennetin anahtarı bu imandır. Ehl-i sünnet demek, Kur’an ve sünnetin öğrettiği şekilde inanan ve yaşayan grup demektir. Bütün mesele, bu grubun içinde olmak ve kalmaktır. Çünkü ebedî kurtuluşa vesile olacak iman ve Allah Teâlâ’yı tanımak ancak böyle mümkün olmaktadır.

Menkıbe

Ebü'l-Hasan Salah isimli bir zat gece rüyasında Peygamber (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizi gördü.

Dört halifesi sağ tarafında, Ahmed-i Câmî (k.s) hazretleri sol tarafında oturuyordu.

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz Eshâb-ı kirâm ile konuşuyordu. Konuşmaları bitince, Ebü'l-Hasan selâm verip huzura yaklaşarak; "Yâ Resûlallah! Bugün kendisine uyulacak zat kimdir? Kime uymak lazımdır." diye sordu.

 

Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, Ahmed-i Nâmıkî Câmî'yi işâret ederek; "Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat, Ehl-i sünnet vel-cemâat." buyurdular. Ehl-i sünnet vel-cemâat ile Ahmed Nâmıkî'yi kastetmişlerdi. [8]

 

Evet, Kur’an ve Sünnete uyan bir kâmil mürşidi bulan, ona samimiyet ve sadakatle tabi olan bir kimse ehl-i sünnet vel cemâat yolunu bulmuş demektir. 

 

İmanın hakikati akla ve nefse değil, vahye ve sünnete uymakla anlaşılır. Sünnete uymak için Ashab-ı Kiram’ı tanımak ve takip etmek gerekir. Çünkü bizimle sünnet arasında onlar köprü vazifesi görmektedir.

 

Selefiyye, Maturidiyye ve Eş’ariyye mezhepleri Eh-i Sünnet inancını temsil etmektedir.

 

Bunlardan başka birçok itikadı görüş ve mezhepler ortaya çıkmıştır. Bunların başında Hariciyye, Şia, Mutezile, Mürcie, Cebriyye ve Müşebbihe grupları gelir. Bunların da birçok kolları mevcuttur. Bu gruplar Ehl-i Sünneti temsil etmemektedir. Birçok yönden hataları ve hak çizginin dışında görüşleri vardır. Bunun için onlara bidat ehli denir, fakat kâfirdir denmez.

 

Fudayl bin Iyâd (r.ah) hazretleri şöyle buyurmuştur:

 

"Ehl-i sünnet bir kimseyi görünce, sanki Eshâb-ı kiramdan birini görmüş gibi olurum. Bid'at ehli birini gördüğüm zaman da, münafıklardan birini görmüş gibi olurum."

 

Hasan bin Ali Berbehârî hazretleri ise bid’atların nasıl yayıldığına şöyle dikkat çekmiştir:

 

"Ortaya çıkarılan her bid'at, önce az bir şeyle başlatılır. Sanki hakka, doğruya benzer, buna dalan aldanır. Artık ondan kurtulamaz, iş büyür. Böylece bozuk bir yola girmiş olur. Bu iş dinden çıkmasına kadar uzanabilir. Zamanın insanlarının söylediklerine iyi bak. Acele etme. Âlimlerden işitmediğin ve onların nakletmediği bir işe dalma."

 

El-İrbad b. Sâriye’den şöyle dediği sabit olmuştur:

 

Rasûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) bize son derece etkili bir öğüt verdi. Bundan dolayı gözler yaşardı, kalpler ondan ötürü titredi.

 

Birisi: ‘’Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt sanki veda eden birisinin öğüdüne benziyor. Sen bize neyi emredersin?’’ dedi.

 

Şöyle buyurdu: "Ben size dinleyip, itaat etmeyi emrediyorum. Gerçek şu ki aranızdan benden sonra yaşayacak olanlar çok ihtilaflar göreceklerdir. Sizler benim sünnetimden ve benden sonra gelecek olan hidayete iletilmiş, raşid halifelerin sünnetinden ayrılmayın. Ona sımsıkı yapışın, onu azı dişlerinizle kavrayın. Sonradan çıkan uydurma işlerden sakının; çünkü her bir bid’at dalâlettir." [9]

 

Günümüzde modern isimler altında insanlara mutluluk vadeden birçok bozuk fikir, felsefe, akım ve gruplar vardır. Bunlar, şeytanın güzel gösterdiği, nefsin hoş bulduğu yanlış yollardır. Başında Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed’in (sallallâhü aleyhi ve sellem) bulunmadığı hiçbir yol, Yüce Allah’a gitmez, cennete götürmez, ebedi mutluluk vermez.

 

Ubeydullah-ı Ahrâr (k.s) hazretleri Ehl-i sünnet îtikâdı üzere bulunmayı medhederek şöyle buyurmuştur:

 

"Bütün halleri ve buluşları bize verseler, fakat Ehl-i sünnet ve cemâat îtikâdını kalbimize yerleştirmeseler, hâlimi harâb, istikbâlimi karanlık bilirim. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler ve kalbimizi Ehl-i sünnet îtikâdı ile süsleseler, hiç üzülmem."

 

S. Abdulhakim Hüseynî (k.s) hazretleri ise şöyle buyurmuştur: 

 

“İşin esası, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat itikadını öğrenip, ona göre imanı düzeltmek ve Ehl-i Sünnet âlimlerinin bildirdikleriyle amel etmektir. İmanı Ehl-i Sünnet itikadına göre düzeltmeden tasavvuf yolunda ilerlemek mümkün değildir.‘’

 

Menkıbe

 

Mevlânâ (k.s) hazretleri her halleriyle insanları doğru yola teşvik eder, vaaz ve nasihatleriyle hasta kalplere şifa olan sözler söylerdi.

             

Bir gün talebelerine; "Ey bizi sevenler! Sevgili Peygamberimizin gittiği Ehl-i sünnet yolundan yürüyüp, bu yolu ihya etmelidir. Allah Teâlâ’nın sevdiği ameller, ibadetler ile helâl yollardan çoluk-çocuğunun ihtiyaçlarını kazanarak, razı olunan kullar zümresine dâhil olmalıdır. Hep helâli istemeli, helâlinden yiyip, helâlinden içmeli ve helâlinden giymelidir. Söylediklerimiz, dinlediklerimiz, düşündüklerimiz hep helâl olmalı. Her hareketimizi Peygamber s.a.v. Efendimizin hâl ve hareketlerine uydurmalıyız. Herkes, bir sanata sahip olmalı ve din ilimlerini iyi öğrenmelidir. Talebelerimden bunu husûsen istiyorum.

 

Bizim yolumuzda olanlara, kıyamet günü yardımcı olur, yüzlerinin ak olmasına çalışırız. Ancak, edebe riayet etmeyenler ve Ehl-i sünnet yoluna muhalefet edenler, kıyamet günü bizi göremeyeceklerdir" buyurdu. [10]

 

Ehl-i Sünnet inancın temel anlayışını ve genel özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür:

 

Dinin kaynağı vahiydir. Vahyin kaynağı âlemlerin rabbi Allah Teâlâ’dır. Aklın görevi ortaya yeni bir din koymak değil, Allah’tan gelen vahyi ve onu tebliğ eden peygamberi doğru anlamaktır.

 

Ehl-i Sünnet, Kur’an ve sünnete dayanmayan hiçbir inanç ve ibadeti kabul etmez. Kur’an ve sünnetten tasdik almayan bütün inanç, fikir ve felsefeler batıldır.

 

Kur’an-ı Hâkim Allah Teâlâ’nın kelamı olup ilahi koruma altındadır. Onu açıklayan ve uygulayan sünnet de bu korumanın içindedir. Din işlerinde Hz. Peygamber’e (sallallâhü aleyhi ve sellem) tabi olmak farzdır.